AhmedArif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir. Zor bir şiir. Ama, tek bir kez kekelemeden, tek bir kez biçim sıkıntısı, dil, anlatım sıkıntısı çekmeden, benzetmelerin imgelerin en özgürünü bula kullana yazmış. Benzersiz bir ozan. Ahmed Arif Hakkında – Gülten Akın Kaynak: Şiiri Düzde Kuşatmak Seferihisar Euophori Aegean Resort & Spa Otelde yapılacak çalışma ve söyleşi saat 13. 30 gerçekleşecek. Urla’daki İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünde 15 Mayıs 2014 Perşembe günü saat 11. 00’de karikatür atölyesi düzenleniyor. 3 gün sürecek bahar şenliklerinde farklı etkinlere imza atılacak. Karikatür sergisi Seniyi ki doğdun Ben iyi ki yaşıyorum Ne güzel şey Seni hala seviyorum ArifNihat Asya’nın Hayatı Edebi Kişiliği ve Eserleri Milliyetçi şiirleriyle tanınan ve Adana'nın kurtuluş günü olan 5 Ocak günü yazdığı ünlü "Bayrak" şiirinden dolayı “Bayrak şairi “olarak da anılan Türk şairdir. Halk ve Divan şiir biçimlerinin yanı sıra modern şiir biçimlerini de kullanmıştır. AhmedArif Anadolu Şiiri 6 Ocak 2011 Perşembe 22:57 tarihinde eklendi. Beşikler vermişim Nuh'a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, nYF8. Sayfa İçeriği Ahmed Arif Sözleri, Ahmed Arif Sözleri Twitter, Ahmed Arif Sözleri Onedio, Ahmed Arif Sözleri Kısa, Ahmed Arif Şiirleri, Ahmed Arif Sözleri 2019, Ahmed Arif Sözleri 1000kitap, En Güzel Ahmed Arif Sözleri 1900'lü yıllarda yaşamış olan Diyabakır doğumlu şairlerimizinden biri olan Ahmed Arif Sözlerini derledik. Beğendiğiniz Ahmed Arif Şiirlerini sosyal medya hesaplarınızdan sevdikleriniz ile paylaşabilirsiniz. Ahmed Arif Sözleri Editörün Seçimi Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, iki parça can. Ahmed Arif Namus işçisiyim yani yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, ne salkım bir bakış resmin çekeyim, ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim. Oy sevmişem ben seni. Canım Benim, Bilir misin, “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana doğru koştuğunu duyarım hep. ”Üşürsen soğukları, hastaysan mikropları bana ilet…” Mağlup mu desem, mahçup mu? Ama ikisi de değil, Ben garip, sen güzel, dünya mutlu... Öyle tuhafım bu akşamüstü. Ve hep olmayacak şeyler kurarım, Gülünç, acemi, çocuksu… Seviyorum seni çıldırasıya…Ahmet Arif Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara, Seni, anlatabilmek seni, Namussuza, haldan bilmez, Kahpe yalana. Başın pınar, ayakların göl olsun! Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık. Ve zehir, zıkkım cigaram. Gene bir cehennem var yastığımda, gel artık. Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. Ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, sıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek, acı da olsa katlanılır. Vurulmuşum düşüm, gecelerden hayra yoranım çıkmaz canım alırlar ecelsiz, sığdıramam kitaplara. Canımın gizlisinde bir can idin ki, kan değil sevdamız akardı geceye, sıktıkça cellat kemendi. Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin tadı. Kaç bin yıllık hasretimin koncası, gözlerinden, gözlerinden öperim, bir umudum sende, anlıyor musun? Terk etmedi sevdan beni, aç kaldım, susuz kaldım, hayın, karanlıktı gece. Can garip, can suskun, can paramparça. Ve ellerim, kelepçede, tütünsüz uykusuz kaldım, terk etmedi sevdan beni. Gitmek, gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, gözlerinde yatmak zindanı gözlerin hani? Sus, kimseler duymasın, duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu. Bir daha hangi ana doğurur bizi? Düşlerimdeki sensin, İçimin yangınına göz yaşım fayda etmiyor… Gideceğim bütün yollar sana çıkıyor… Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim sensiz boğazımdan geçmiyor. Acıyor içim acıyor canım yandı içim acıyor… Benim içim hiç böyle acımamıştı. Göz yaşlarım kan oldu aktı yüreğime… İçime hançer saplıyorsun delik deşik ettin yüreğimi… Kalp dayanır da beyin ne yapsın buna? Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem… Aslında benim senden hiç kopamayışım, sensiz dünyayı hafif buluşumdur bütün mesele! Leylim, Nicesin gene? Beyninde mi, yüreğinde mi, başka bir yerinde mi nerendeyse o inat yönünü yaratan dokuları öpmek isterim. Evrende seni özler, seni isterim. Başkaca hiç. Ne taktığım, ne de vurulacağım bir nen yok. Seni. Sade seni. Ben, senin için, ancak her şeyimi, bütün mevcut kıymet hükümlerini ve canımı feda etmekle belki biraz hafiflemiş olurum. Yine de ödemiş, karşılık vermiş olamam. Bu, hem çok acı hem de şaheser bir ruh hali. Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır… Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor, Aksine yüceltiyorsun, İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun. “Canım Benim, Bilir misin, 'canım' dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.“ Dayan kitap ile Dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile, düş ile, Dayan rüsva etme beni. Dayan kitap ile dayan iş ile. Tırnak ile diş ile umut ile sevda ile düş ile dayan rüsva etme beni. “Susmak ve beklemek, müthiş” “Öylesine hûlya, kutsal ve uzaksın ki… Allah kahretsin beni.” ”Üşürsen soğukları, hastaysan mikropları bana ilet…” Başın pınar, ayakların göl olsun!Ahmet Arif Gözlerini öperim. Ama gene Arif Ve sen geçersin içimden. Bitmek bilmezsin. Ahmet Arif Gene bir cehennem var yastığımda, gel artık…Ahmet Arif Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin Arif Akşam erken iner mahpusaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun. Kar etmez inceden içine dolan, Alıp götüren hasrete. Beşikler vermişim Nuh'a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun? Yiğit harmanları, yığınaklar, Kurulmuş çetin dağlarında vatanların. Dize getirilmiş haydutlar, Hayınlar, amana gelmiş, Yetim hakkı sorulmuş, Hesap görülmüş. Kimselere bir şey demek için değil, kendi susuzluğumuz, yangınlığımız için yazıyoruz. Unuttum. Korkmayı, sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile “sen” olamaz. Ve dünyamızın kocaman bağrına senin adını, cehennem ateşinden harflerle yazacağım. Dante Alighieri de şaşsın işte! “Namusluca yaz.” deyişin de bir tuhaf! Sanki hayatımda “namusluca” geçmeyen, yaşanmayan bir an varmış gibi. Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, sanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum, korkmayı sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Bu gözler, bir kere bile faka basmadı çığ bekleyen boğazların kıyametini karlı, yumuşacık hıyanetini uçurumların, önceden bilen gözleri. Çaresiz vurulacaktı, buyruk kesindi, gayrı gözlerini kör sürüngenler yüreğini leş kuşları yesindi. Namus işçisiyim yani yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, ne salkım bir bakış resmin çekeyim, ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim. Oy sevmişem ben seni. Mağlup mu desem mahcup mu ama ikisi de değil. Ben garip, sen güzel dünya umutlu öyle bir tuhafım bu akşamüstü sevgilim canavar götürür gibi iki yanım iki süngü… Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır... Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun.. Kaderimiz bir tuhafsa, ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek, günahı boynumuza değil. Seviyorum seni çıldırasıya.. Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, seni anlatabilsem seni… Yokluğun, cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini. Seni sevmek, felsefedir kusursuz. İmandır, korkunç sabırlı. İp’in, kurşun’un rağmına, yürür pervasız ve güzel… Bu gözÎer, bir kere biÎe faka basmadı çığ bekÎeyen boğazÎarın kıyametini karÎı, yumuşacık hıyanetini uçurumÎarın, önceden biÎen gözÎeri. Çaresiz vuruÎacaktı, buyruk kesindi, gayrı gözÎerini kör sürüngenÎer yüreğini Îeş kuşÎarı yesindi. Beni terk etmedi sevdan beni, aç kaÎdım, susuz kaÎdım, hayın, karanÎıktı gece. Can garip, can suskun, can paramparça. Ve ellerim, keÎepçede, tütünsüz uykusuz kaÎdım, terk etmedi sevdan beni. Öyle yıkma kendini, öyle mahzun, öyle garip. Nerede olursan ol, içerde, dışarda, derste, sırada, yürü üstüne üstüne, tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının. Vurulsam kaybolsam derim, çırılçıplak, bir kavgada, erkekçe olsun isterim, dostluk da, düşmanlık da. Leyla! Çaresizliğimden gayri hiç bir kabahatim yok benim. Vurulmuşum, düşüm gecelerden kara, bir hayra yoranım çıkmaz. Canım alırlar ecelsiz, sığdıramam kitaplara. Şifre buyurmuş bir paşa, vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız… Mağlup mu desem mahcup mu ama ikisi de değil. Ben garip, sen güzel dünya umutlu öyle bir tuhafım bu akşamüstü sevgilim canavar götürür gibi iki yanım iki süngü… Salavat getirir dağ dağ taburlar narlı bahçe üzere, kanlı bir akşam gelen elçi değil Azrail olsun, anam avradım olsun kaçarsam. Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, sanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum, korkmayı sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Seni ölesiye öperim canım. Nerde o ölüm! Tanrı bana kepazelik ölümler sundu hep. Elbette ki önce sen! Nem var ki başka! Ha, neyini mi merak ederim? Serçe parmağındaki tüyden, kulak memendeki tatarcık ısırığına, düşlerine, esnemene, şıpıdık terlikle mutfaktan çıkışına kadar nen varsa! Gözlerini öperim. Ama gene yarımım. Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. ''Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem...'' ''Deli kadınlar iyidir... Onları çok severim. Çünkü ne kahkahaları tutsak, ne gözyaşları sınırlı, ne arzuları mahpus, ne öfkeleri prangalıdır..." Bunlar, engerekler ve çıyanlardır, bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları, tanı da büyü. Bu, namustur künyemize kazınmış, bu da sabır, ağulardan süzülmüş. Sarıl bunlara sarıl da büyü. “Merhaba canım. Mektubun gecikti gene. Belki de ne yazacağını kestiremiyorsun! Oysa adını yazman yeter. Görünce içim aydınlanıyor.” Dişine zar, boynuna ter olasım gelir. Gün yirmi dört saat seni düşünmek. Ne yüce, ne sonsuz bir duygu bu bilir misin ki…? Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim bundandır... Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun... İçmek! Gözlerinde içmek ay ışığını. Varmak! Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Ben bütün bu manasız iç sıkıntılarından senin var olduğunu hatırlayarak sıyrılıyorum. Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok. Beni asıl üzen yaşayışını hor görürcesine kendini savrukluğa vermendir. Aslında yalnızlık duymayan, can sıkıntısı çekmeyen sade hayvanlardır! Elbette ki önce sen! Nem var ki başka! Ha, neyini mi merak ederim? Serçe parmağındaki tüyden, kulak memendeki tatarcık ısırığına, düşlerine, esnemene, şıpıdık terlikle mutfaktan çıkışına kadar nen varsa! Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin tadı. Giden gitmiş, hüznü ayaklandırmak boşuna… Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık... Kirvem haÎÎarımı aynı böyÎe yaz rivayet sanıÎır beÎki, güÎ memeÎer değiÎ domdom kurşunu paramparça ağzımdaki. Düşün! Uzay çağında bir ayağımız, ham çarık, kıÎ çorapta oÎsa da biri, düşün, oÎasıIık, atom fiziği,ve bizi biz eden amansız sevda. VuruÎmuşum düşüm, geceÎerden hayra yoranım çıkmaz canım aÎırÎar eceÎsiz, sığdıramam kitapÎara. Ülkemizin yetiştirdiği en büyük şairlerden birinin daha en güzel sözlerinden bir demet sunuyoruz. Bu sayfamızda en anlamlı Ahmet Arif sözlerini bulacaksınız. Sayfamızda bulunan en güzel Ahmet Arif sözlerini çok beğeneceğinizi düşünüyoruz. Bu sayfada bulunan Ahmet Arif aşk sözlerini facebooktan ya da twiterdan sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz. İsterseniz de bu harika Ahmet Arif sözlerini sms olarak da gönderebilirsiniz. Siz de sitemizde bulunan sayfalara güzel sözler yollayabilirsiniz. Sitemize öneri ve görüşlerinizi de yazabilirsiniz. Sayfalarımıza güzel sözler yollamak ya da öneri ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak için bize sayfalarımızda yer alan yorum bölümlerinden ulaşabilirsiniz. EN GÜZEL AHMET ARİF SÖZLERİ Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim. Sensiz boğazımdan geçmiyor. Namus işçisiyim yani yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, ne salkım bir bakış resmin çekeyim, ne kınsız bir rüzgâr mısra dökeyim. Oy sevmişem ben seni. Dayan kitap ile dayan iş ile. Tırnak ile diş ile umut ile sevda ile düş ile dayan rüsva etme beni. Hiçbir uğraş, hiçbir umut, seni düşünebilmek, seni anlayıp sevmek, yüzüne bakabilmek kadar dolu, anlamlı ve yaşanmaya değer olamaz. Ve nelere baskın gelmezdi ki, seni düşünmenin tadı. Seni sevmek, felsefedir, kusursuz. İmandır, korkunç sabırlı. İp’in, kurşun’un rağmına, yürür, pervasız ve güzel. Giden gitmiş, hüznü ayaklandırmak boşuna… Kaç bin yıllık hasretimin koncası, gözlerinden, gözlerinden öperim, bir umudum sende, anlıyor musun? İçmek! Gözlerinde içmek ay ışığını. Varmak! Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani? Terk etmedi sevdan beni, aç kaldım, susuz kaldım, hayın, karanlıktı gece. Can garip, can suskun, can paramparça. Ve ellerim, kelepçede, tütünsüz uykusuz kaldım, terk etmedi sevdan beni. Ne alnımızda bir ayıp, ne koltuk altında saklı haçımız. Biz bu halkı sevdik ve bu ülkeyi. İşte bağışlanmaz korkunç suçumuz. Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok. Gitmek, gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, gözlerinde yatmak zindanı gözlerin hani? Sus, kimseler duymasın, duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu. Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ve sen geçersin içimden. Bitmek bilmezsin. Bir sevdadır böylesine yaşamak, tek başına ölüme bir soluk kala, tek başına zindanda yatarken bile, asla yalnız kalmamak. Bir ben kaldım, ortasında kavganın, bir de karanfil yürekli çocuklar. Kirvem hallarımı aynı böyle yaz rivayet sanılır belki, gül memeler değil domdom kurşunu paramparça ağzımdaki. Bir bilsen kimlere tasa, kedersin, anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki? Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar. Öyle yıkma kendini, öyle mahzun, öyle garip. Nerede olursan ol, içerde, dışarda, derste, sırada, yürü üstüne üstüne, tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının. Gözlerinin pınarında bir bulut, boşandı boşanacak nerdeyse. Aklımdan geçenleri okuyorsun su gibi. Vurulsam kaybolsam derim, çırılçıplak, bir kavgada, erkekçe olsun isterim, dostluk da, düşmanlık da. Canım benim, bilir misin? “Canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana doğru koştuğunu duyarım hep. Ard arda kaç zemheri, kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül gürül akan bir dünya. Bir ben uyumadım, kaç leylim bahar, hasretinden prangalar eskittim. Leyla! Çaresizliğimden gayri hiç bir kabahatim yok benim. Hakikatli dostun muydu, can koyduğun ustan mıydı, bir uyumaz hasmın mıydı, ooooof de bunlar olsun muydu? De be aslan karam, de yiğit karam, hangi kahpenin hançeri, saklı hançeri, yaranda? Seni anlatabilsem seni. Yokluğun, cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini. Beni, gözlerin götürür gözlerin aşkla, acıyla. Kuşatmışlar sesimi, soluğumu kesilmiş tuz ekmek payım vurgunum ve darda, gözaltındayım. Ölüm buyruğunu uyguladılar, mavi dağ dumanını ve uyur uyanık seher yelini kanlara buladılar. Vurulmuşum, düşüm gecelerden kara, bir hayra yoranım çıkmaz. Canım alırlar ecelsiz, sığdıramam kitaplara. Şifre buyurmuş bir paşa, vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız… Duymak, gözlerinde duymak üç ağaçları susmak, gözlerinde susmak, ustura gibi… Gözlerin hani? Sen en güzel kızısın bütün galaksilerin bense tözüyüm artık akkor tözüyüm Prometheus’u yakan kara sevdanın. Kaderimiz bir tuhafsa, ömrümüzü dolu bir kadeh gibi sindire sindire içemediysek, günahı boynumuza değil. Mağlup mu desem mahcup mu ama ikisi de değil. Ben garip, sen güzel dünya umutlu öyle bir tuhafım bu akşamüstü sevgilim canavar götürür gibi iki yanım iki süngü… Leylim leylim ayvalar, nar olanda sen bana yar olanda. Belalı başımıza dünyalar dar olanda. Yankın yasak, aynalara. İnemem bahçende talan, tam, boş yanı bu, derim namussuzun, tam, bıçağım cehennem gibi güzelken, aklıma düşüyorsun ellerim arık. Salavat getirir dağ dağ taburlar narlı bahçe üzere, kanlı bir akşam gelen elçi değil Azrail olsun, anam avradım olsun kaçarsam. Maviye maviye çalar gözlerin, yangın mavisine rüzgârda asi, körsem, senden gayrısına yoksam, bozuksam, can benim, düş benim, ellere nesi? Hadi gel, ay karanlık. Kanun! Bu da bir maskaralık, bir dümen. Kanun yalnız biz fukaralar için var. O da cezalandırırken sade! Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık. Ve zehir, zıkkım cigaram. Gene bir cehennem var yastığımda, gel artık. Vurun ulan, vurun, ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm, karnımda sözüm var halden bilene. Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, etlerimi, kemiklerimi, adımı, sanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum, korkmayı sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu. Seviyorum mümkün değil; aranızda kurşun, yasak bölge var sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel kanunu yapanlar ihtiyar. Bunlar, engerekler ve çıyanlardır, bunlar, aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır, tanı bunları, tanı da büyü. Bu, namustur künyemize kazınmış, bu da sabır, ağulardan süzülmüş. Sarıl bunlara sarıl da büyü. Bu gözler, bir kere bile faka basmadı çığ bekleyen boğazların kıyametini karlı, yumuşacık hıyanetini uçurumların, önceden bilen gözleri. Çaresiz vurulacaktı, buyruk kesindi, gayrı gözlerini kör sürüngenler yüreğini leş kuşları yesindi. "Terketmedi sevdan beni/ Aç kaldım, susuz kaldım/ Hayın, karanlıktı gece/ Can garip, can suskun/ Can paramparça.../ Ve ellerim, kelepçede/ Tütünsüz uykusuz kaldım/ Terketmedi sevdan beni..." gibi unutulmaz dizelere imza atan Ahmed Arif, 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da dünyaya adı Ahmet Önal olan Ahmed Arif, Henüz 2 yaşındayken annesi Sare Hanım'ı Arif, Kerküklü babası Arif Hikmet'in memuriyeti dolayısıyla ilkokulu Siverek'te bitirdi. Diyarbakır'da başladığı ortaokulu Urfa'da tamamlayan Ahmed Arif, yatılı okuduğu Afyon Lisesini ise 1945'te yazmaya ortaokul yıllarında başlayan Ahmed Arif'in edebiyata ilgisi Afyon Lisesi'ndeyken iyice arttı. Usta şair, bir açıklamasında şiire ilgisini şu sözlerle aktarmıştı"Yıl 1943 olmalı. Taş çatlasa 16–17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyorum. Bir dergi, Seçme Şiirler Demeti adıyla kuşe kağıda basılıyor. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben, Neyzen Tevfik’in torunu yaşındayım tabii o zaman, hatta daha da küçük. Bir de 10 lira geliyor bana dergiden, telif hakkı. Düşünün, babam bana ayda 5 lira gönderebiliyor. O yüzden 10 lira büyük paraydı o zaman için."Arif'in ilk şiirleri 1942'de Afyon Halkevi yayın organı Taşpınar dergisi ile Millet dergisinde sonra askerlik görevini tamamlayan Arif, 1947'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydoldu. Ahmed Arif, 1948'de Merkez Bankası'nda memuriyete başlayarak hem çalışıp hem okudu."Hasretinden Prangalar Eskittim" 1968'de basıldıAhmed Arif, tarzını yansıtan şiirleri 1948'de yayımlatmaya başladı. Attila İlhan'ın düzenlediği "Rüstemo" başlıklı şiiri, Varlık dergisinin yayımladığı "Şiirler-1948" antolojisinde yer yıl, "Bir Akşamüstü" adlı şiiri, tek sayı çıkan Meydan dergisinde yayımlanan Arif, sonraki yıllarda İnkılapçı Gençlik, Yeryüzü, Seçilmiş Hikayeler, Soyut, Yeni Ufuklar, Türk Solu, Kaynak, Militan ve Papirüs adlı dergilerde şair, siyasi görüş ve eylemleri sebebiyle 1951'de tutuklandı. Üniversite öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalan Arif, memuriyet hakkını da yitirdi. Arif, 7 Ekim 1954'te serbest kaldıktan sonra, kamu gözetiminde geçirmesi gereken süreyi Diyarbakır'da tamamlayarak yeniden Ankara'ya Otyam'ın röportajlarına şiirlerinden parçalar almasıyla, 1950'li yılların sonlarında ünü iyice yaygınlaşan şair Arif, Öncü ve Halkçı gazetelerinde düzeltmenlik, teknik sekreterlik ve gazetecilik Arif, 1967'de Aynur Hanım'la dünya evine şairin, "Hasretinden Prangalar Eskittim" adlı kitabı 1968'de basıldı. Bir röportajında kendisi hayattayken yayınlanan kitabın adına değinen Arif, şu bilgileri vermişti"Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum. Çok kişisel, duygusal bir şey, artık anı olmuş. Kitabımın adını 'Dört Yanım Puşt Zulası' koymuştum ama kardeşim buna engel oldu. Bana, 'Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok. Seni 15 yaşındaki çocuklar, kızlar taparcasına seviyor. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı, bir şiirine bile verme. Mısra olarak kalsın.' dedi. Düşündüm, kardeşime hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı 'Hasretinden Prangalar Eskittim' olsun, dedim."Günümüze kadar defalarca baskı yapan kitap, Türkiye'de en çok basılan ve okunan eserler arasında yer pek çoğu bestelenerek ünlü isimler tarafından seslendirildiAhmed Arif bir röportajında "nasıl yazıyorsunuz" sorusunu ise şu sözlerle yanıtlamıştı"Yazıyorum denmez buna. Ben şiiri kafamda, yüreğimde bitiriyorum. Sonra bir gün oturup kabataslak kaleme alıyorum. Üç ya da beş yerinde düzeltme yapıyorum. Göze çarpan bir aksaklık varsa ya da yeni bir çağrışım varsa onu değiştiriyorum, o kadar... Bu bakımdan bana halk ozanı derlerse, onur duyarım. Küçümsemem. Hani ne diyorlar, irticalen..."Oğlu Filinta'nın doğumuyla 1972'de baba olan usta şair, 1977'de gazetecilikten emekli Arif, 2 Haziran 1991'de kalp yetmezliği sonucu Ankara'da hayatını kaybetti. Cenazesi ertesi gün Maltepe Camisi'nden kaldırılarak Cebeci Mezarlığı'nda toprağa gerçekçi 1940 kuşağının son şairlerinden Ahmed Arif'in ölümünden sonra şiirleri oğlu tarafından derlenerek "Yurdum Benim Şahdamarım" adıyla 2003'te şiirlerinin pek çoğu bestelendi ve Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli, Fikret Kızılok, Edip Akbayram, Cem Karaca, Moğollar tarafından yorumlandı. Cemal Süreya'ya yazdığı mektuplar "Cemal Süreya'ya Mektuplar", Leyla Erbil'e yazdığı mektuplar ise "Leylim Leylim" adıyla Arif'in vefatından sonra basılarak okuyucuyla buluştu."Şiirindeki anlatım biçimini ve söyleyişi etkileyen, halk dili ve halk şiiridir"Yakın arkadaşı Cemal Süreya, Ahmed Arif'i şu sözlerle anlatmıştı"Doğu Anadolu insanının müthiş malzemesini korkusuz bir lirizm içinde önümüze yığıyor. Sonra bütün Anadolu insanına doğru yayıyor onu. Pir Sultan Abdal'ı, Urfa'lı Nazif'i, Köroğlu'na, Bedrettin'e bağlıyor...İmge onda sınırlı bir öge değil, bir bakıma şiirin kendisi, bütünü. Öyle ki bütünüyle vardır onun şiiri. Kelimeler ilişkin oldukları kavramları aşan ve daha geniş durumları kavrayan bir nitelik gösteriyor. Şiirin bütünü içinde kullanılmış bazı düz sözler, inanılmaz bir çarpıcılık, bir imge yeteneği kazanmaktadır Ahmed Arif'te. Öte yandan, şiirin içinde birer ikişer kelimelik mısralar halinde akan bu sözler, biçim yönünden de önem kazanmaktadır. Öyle ki, kendiliğinden doğan ve yalnız Ahmed Arif'e özgü gizli bir aruz gibi bu sözlerden bütün şiire bir müzik yayılmakta ya da bütün şiir çekidüzenini onlarda bulmaktadır."Şair ve yazar Gülten Akın, usta şairden şöyle bahsetmişti"Ahmed Arif'in şiirine, umudun, inceliğin, korkusuzluğun şiiri demişler. Ekleyeceğim; Onun şiiri, onurun ve alçak gönüllülüğün, derinliğin ve yalınlığın bile şiiridir. Bu özellikler sonradan edinilmiş değil, doğulunun geleneksel özellikleridir. Akıl ve yürek bir olmuştur. Hayat, en acı, en umutlu deneylerini sermiştir. O şiirler yazılmıştır. Ahmed Arif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir. Zor bir şiir. Ama, tek bir kez kekelemeden, tek bir kez biçim, dil, anlatım sıkıntısı çekmeden, benzetmelerin, imgelerin en özgürünü bula kullana yazmış. Benzersiz bir ozan."Şair ve yazar Nihat Behram ise Ahmed Arif'in şiiri için "Şiirindeki anlatım biçimini ve söyleyişi etkileyen, halk dili ve halk şiiridir. Onu bir bakıma sözlü halk şiirinin yazıya geçen ve ufuklarını genişleten bir sıçrama noktası sayabiliriz. Şiirinin yapısında aşiret töreleriyle yetişişinin ve duyarlılığını halk duyarlığından asla soyutlamayışının derin izleri görülür. Şiiriyle günlük yaşantısının aynılığını doğuran da budur. Ahmed Arif’te yaşantıyla şiir bir ince telde korkusuzluk ve umutla birleşir." ifadelerini kullanmıştı. Ahmed Arif, mavzerinde şiirle doğdu, 21 Nisan 1927’de. “Ben dört duvar arasında değilim/ pirinçte, pamukta ve tütündeyim” diye ekledi. Hakikatli dili, eyvallahsız cesareti, kimseye tamah etmeyen o deli aklıyla içinden çıktığı kültürün bütün sıkıntılarını şiirine aktardı, görünürleştirdi. Doğduğu ve mavzerini doldurduğu Diyarbekir’e çektirilen yaşamsal acılardan kaçmayı değil, onları heybesine almayı seçti. Orada ne yaşandıysa, hepsini hepimize harf harf belletti. “Dostuna Yarasını Gösterir Gibi” İçi havanda dövüle dövüle ezilen, öylesine tepkisizleştirilen, acıyla ve darbeyle terbiye edilen, minnete ibadet eden bir ülkeden çıktı Ahmed Arif. Gerçeği söylemenin bizatihi bedeli olan bir ülkede doğdu o; çünkü her gerçek, devlet kudreti ve siyasal iktidarların korktuğuydu. Çünkü bu ülkede gerçek, ancak siyasal iktidarlar ve devlet aklının kabulüyle doğrulanıyordu. Hakikati, onların kirli ellerinden aldı Ahmed Arif, öfkeyle aldı, diş ile, tırnak ile, kitap ile aldı. Delikanlılığı da, hakikati de onların tekeline bırakmadı. Kapılar kurdu önce kendine, yalnız dürüst olanın geçmeye cesaret edebileceği kapılar. Diyarbekir’den mülhem kaleler yarattı şiiriyle, öyle kaleler ki düşman korkutur, öyle kaleler ki “onlar” üzerimize bir bir gelirken sığındığımız yuvamız, onlara vermek istemediğimizi sakladığımız yüce gönüllü sırdaşımız olur. “Bir ben bileceğim oysa Ne afat sevdim. Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi...” Muzaffer İlhan Erdost, “Bugün hemen hemen her şey yıkılmış, çökmüş, gitmiştir de, duvarlar yer yer çağdaşımız olarak kalmıştır. Ahmed Arif’in çocukluğunun soğurduğu Diyarbekir kalesi budur, belleğindeki yiğitliğin ve yüceliğin simgesi.”der. Onun şiirinde, sözünde ve dilinde salt acıların damıtılması yoktur bu yüzden; yiğitliğinin ve yüceliğinin etkisiyle cesur, umut veren ve acıyı da kimseye bırakmadan sahiplenen sağlamlık vardır. 33 Kurşun Katliamını, acıları dramatize etmeden, öfkesini diri tutarak dillendirir. “Yiğitlik inkâr gelinmez/ Tek’e – tek döğüşte yenilmediler”der. Sahici, samimiyetle ve cesaretle mekân kurar hepimizde, belleğimizi diri tutar Ahmed Arif. 33 köylüyü zinhar unutmayalım diye, hafızamıza işler hepsini. Öyle salt gözyaşıyla, acının yas tutmaya meyilli sükûneti ve sinizmiyle değil; direngenlikle, öfkeyle, acının hareketliliğiyle, hesap sormanın kudretiyle anlatır. “Dostuna yarasını gösterir gibi” der bir şiirinde, acılarını ve yaralarını bölüştürür dostlarına. Açık yara misali dolaştığımız bu ülkede, yaralarımızla barışmanın, onları temizlemenin ve bir parçamızmış gibi taşımanın yollarını açar. O yaralardan utançlar değil, direnişler çıkarır. Pes etmeye değil, delikanlılığı kimseye bırakmamaya, ona sahip çıkmaya çağırır. Bilir, açık yaralar ancak bir aradayken kapanır. "Ben Ahmed Arif, kurban" Zihnimizi her daim diri tutan, geldiği dağların rüzgârını geri kalana dağıtan, sözü de şiiri de paylaşmaktan imtina etmeyen, kişisel yaşamını samimiyetle ören, zulümlerden direniş çıkaran bir şairdir Ahmed Arif. Her dizesiyle ekmek ve haysiyet mücadelesinin tamamlayıcısı olur; kurşun geçmez gecelerinin verdiği umutla Diyarbekir’i anlatır, Karanfil Sokağı’nda açan günleri, Altındağ’ı, İncesu’yu anlatır. Şehirlerin böylesine talan edildiği, birbirine benzetildiği, ruhlarının ve karakterlerinin çekildiği, içlerinin ezildiği bir iklimde, ilaç olur onun Ankara’sı, Diyarbekir’i. Muzaffer İlhan Erdost ile tanıştığında, “Ben Ahmed Arif, kurban” diye söze girmiş Ahmed Arif. Çoklarına nasip olmayan bir samimiyeti hayat boyu sürdürmenin yüküyle, aynı samimiyet damarından çıkmış şiirler vermiş bize sonra. Erdost şöyle anlatıyor sonrasını “Yeşil soğan, karanfil kokan cıgara, zuladaki mahzun resim, henüz öldürülmemiş ve öldürülemez direncin derinindeki sessiz seslerdir. Bu sessiz seslerden bir koro doğacaktır. Alfabe gibi, her okumaya başlayanın elinde dolaşan, büyük bir koro. Onun hücresinde küçük kâğıt parçalarına sessizce çizilen dizeler, yirmi yıl sonra da olsa Ankara Merkez Cezaevinin arka hücrelerinin birinden, bir gece yarısı, sade bir idam mahkûmunun, nöbetçiye bir cıgara uzatır gibi haykırdığı mısralar, Şükriye Mahallesi’ni ayağa kaldıran salt bilinç olur Terketmedi sevdan beni’ ya da Haberin var mı taş duvar’ ya da Bir umudum sende anlıyor musun?” “Yalnayak ve ayakları yanarak" Yaşamı devletle ezilir, yalnızlaşır, parasız kalır Ahmed Arif, gene de ödün vermeden ve hiç kimseye tamah etmeden, aynı eyvallahsızlıkla yaşar. Kendi deyimiyle “Türk siyasi tarihinin işkence görme rekorunu kıracak kadar zulüm görmesine” sebep, haksızlığa dayanamaması, korkunun üstüne üstüne yürümesi olur. Bir mektubunda Leylâ Erbil’e “Her dilediklerini yapsınlar. İsterlerse sinirlerimi, kemiklerimi, adımı, sanımı, cımbızlarla tek tek alsınlar. Unuttum korkmayı, sakınmayı. Seni alamazlar benden. Tılsım bu işte. Ayakta, fırtına gibi beni tutan bu.”derken; hınçla, öfkeyle, kanla eş anlamlı bu ülkede, kendisini ayakta tutacak panzehir olarak kurar sevmeyi. Sevmeyi, iliklerine kadar yaşar, sözcüklerine kadar işler, ruhundan koparıp şiir eder onu. Dağları yazar Ahmed Arif, asi dağları. Herkesin gitmekten korktuğu, adını dudağına bile konduramadığı dağları getirir önümüze. Cemal Süreya, “Ahmed Arif şiiri uzun ve tek bir ağıt gibidir. Daha deniz görmemiş çocuklara adanmıştır,” der. Yas tuttukça hareketsizleştiğimiz bu ülkede, ağıtlarının sonundan zafer umudu üfleyerek boyun eğmemeyi öğretir Ahmed Arif. Cemal Süreya, onun yürüyüşünden bahseder, “Yücelerde yıllanmış katar katar karın içinde yürüyor yalnayak ve ayakları yanarak” der. Yanmanın ve üşümenin eşzamanlı şiirini sunar Ahmed Arif, onun bunca zulümden içeri olmasına rağmen umudunu koruduğu bir ülkede; geri kalanın, bizim, düştüğümüz sıkıntılardan umutsuzluk çıkarmaya hakkımız olmadığını öğretir. Sessizlik ve derinlik içinde başkaldırıyı öğütlemek, yalnayak da olsa toprağa basmak, ayakları yansa da yürümekten vazgeçmemek, “cellat elinde işkencede ölüme bir soluk kalmışken bile” umutsuzluğa düşmemektir Ahmed Arif. Bu ülkede, ikiyüzlülüğün kucağına düşüyoruz mütemadiyen. Çocukları sevdiğini söyleyen bu ülkenin, topyekûn zalimden yana olduğunu görüyoruz, 14 yaşında ve 16 kiloluk bedeniyle ölü bir çocuğu bile kalplerine almaktan imtina ettiklerini, onun uyandığı sabahtan korkmalarını, annesini meydanlarda “yuhaladıklarını” izliyoruz. Kirli, çirkin, yalancı ve ikiyüzlü siyasal zamanları talim ediyoruz hep beraber, bu ülkenin içine aldığını yutan kocaman bir yalnızlığa çevrilişini, içsizleştirilişini izlemeye mahkûm ediliyoruz. Ama bu cümle böyle bitmeyecek. Böyle cümlelerin sonuna “ama” ekleyebilecek gücü ve cesareti öğrendiğimiz Ahmed Arif’i düşündükçe, bu ülkenin bir tarafının ne kadar karanlık olursa olsun, bir tarafının geleceğin aydınlığına çıkacağını hatırlayacağız beraberce. Açık yaraya çevrilmiş bedenlerimizi, birbirimizle temas ede ede iyileştireceğiz. Sonsöz Ahmed Arif’in olsun, aslı hâlâ bu topraklarda olan büyülü, saklısız ve gerçek şairin doğum günü kutlu olsun, en nihayetinde bu ülkeden her şeye rağmen bir Ahmed Arif geçti, bu da geri kalana miras olsun. “Şimdi sözü sonuca getirelim. Bir yiğit şairse, üstelik bir de devrimciyse elbette yaşadığını yazar. Yaşadığı’ ise salt kendi ömrü değil, yaşama kavgası ve sevdasıyla, acıları, ağıtları, türküleriyle bir yanı geçmiş yüzyılların karanlığına, bir yanı geleceğin aydın sonsuzluğuna uzanan halkın ta kendisi olmalıdır.” IK/HK - 1250 Güncelleme - 1250 Ahmed Arif'in sevenleri bugün 91. yaş gününde Ahmed Arif'i anıyor. Şiirlerinde toplumcu gerçekçi geleneğe bağlı kalmış Ahmed Arif, edebiyat tarihine damga vuran şairlerden oldu. İşte Ahmed Arif'in yaşamına dair detaylar... Ahmed Arif, doğum gününde sevenleri tarafından anılıyor. Şiirleriyle edebiyatın vazgeçilmez isimleri arasında yer alan Ahmed Arif, aynı zamanda gazeteci kimliğiyle de tanınıyor. Şiirlerini toplumcu gerçekçi gelenekle yazan Ahmed Arif, 2 Haziran 1991 yılında 64 yaşındayken hayatını kaybetmişti. İşte Ahmed Arif'in yaşamından notlar... AHMED ARİF KİMDİR? 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'ın Hançepek semtindeki Yağcı sokak 7 no'lu evde doğan Ahmed Arif'in asıl ismi Ahmed Önal'dır. Ahmed Arif, Diyarbakır Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde okudu. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Şiirlerinde hep ezilen insandan yana oldu ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yaptı. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayımlandı. Türkiye'de en çok basılan kitaplar listesindedir. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılarca birçok şiiri bestelenmiştir. Ahmed Arif, Ankara'da yalnız yaşadığı evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Ahmet Oktay'ın 1990 tarihli Karanfil ve Pranga adlı çalışması Ahmed Arif şiiri üzerine yapılmış en detaylı çalışma olarak kabul edilir. Ayrıca, Muzaffer İlhan Erdost'un Üç Şair adlı kitabında da, Ahmed Arif şiirinin yorum ve çözümlemeleri bulunmaktadır. AHMED ARİF'İN ŞİİR KİTAPLARI Hasretinden Prangalar Eskittim Everest yayınları, ISBN 975-297-021-4, 57. basım, 2006Yurdum Benim Şahdamarım Everest yayınları, İstanbul, Kasım 2005, 5. Basım AHMED ARİF'İN ŞİİRLERİNDEN BAZILARI Akşam Erken İner MahpushaneyeAnadoluAy KaranlıkSen Hep Şerefinle Yaşarsın Baba [kaynak belirtilmeli]Bu Zindan Bu Kırgın Bu Can PazarıDiyarbekir Kalesinden notlar ve Adiloş Bebenin NinnisiHani Kurşun Sıksan Geçmez GecedenHasretinden Prangalar EskittimİçerdeKaraKaranfil SokağıLeylim LeylimMerhabaOtuz Üç KurşunSevdan BeniSuskunUnutamadığımUy Havar!Vay KurbanYalnız DeğilizKara AHMED ARİF'İN BESTELENEN ŞİİRLERİ Akşam Erken İner Mahpusaneye Cem Karaca - Akşam Erken İner MahpusaneyeAkşam Erken İner Mahpusaneye Fuat Saka - Akşam Erken İner MahpusaneyeAy Karanlık Ahmet Kaya - Maviye Çalar GözlerinAy Karanlık Cem Karaca - Ay KaranlıkDiyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe Cem Karaca - Adiloş BebeDiyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe Kızılırmak - Adiloş BebeDiyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe Moğollar - Adiloş BebeHasretinden Prangalar Eskittim Ahmet Kaya - Hasretinden Prangalar EskittimHasretinden Prangalar Eskittim Suavi - Hasretinden Prangalar Eskittimİçerde Rahmi Saltuk - Dağlarına Bahar Gelmiş MemleketiminKara Cem Karaca - KaramKara Grup Ekin - De Be Aslan KaramOtuzüç Kurşun Cem Karaca - Otuzüç KurşunOtuzüç Kurşun Grup Baran - Otuzüç KurşunOtuzüç Kurşun Zülfü Livaneli - KirvemOtuzüç Kurşun Fikret Kızılok - VurulmuşumOtuzüç Kurşun Onur Akın - Otuzüç Kurşunotuzüç kurşun Ciwan Haco- sî û sê guleSevdan Beni Cem Karaca - Sevdan BeniSevdan Beni Fikret Kızılok - Haberin Var MıSuskun Fikret Kızılok - İki Parça CanSuskun Ahmet Kaya - SuskunSuskun Edip Akbayram - SuskunSuskun Alaaddin Us - SuskunUnutamadığım Cem Karaca - UnutamadığımUnutamadığım Grup Baran - UnutamadığımUy Havar! Ahmet Kaya - Oy HavarVay Kurban Cem Karaca - Vay Kurban

ahmed arif doğum günü şiiri