Aldığımız eğitim neyi istediğimizi öğretmiyor. Bu yüzden deneyip yanılmaktan başka çare yok. Bolca hata ve yeniden başlangıç. Hayatın Amacı Nedir ? dolutaraf 19 Kasım 2012 sordu. Volkanik araziler üzerinde oluşan kirli Toprak nedir. Misafir - 16 Mayıs 2022 sordu. 1 Cevap. 101.000.00 ne kadar. Antik Yunanlar için hayatın amacı mutluluk değil; Eudaimonia'dır. Eudaimonia Nedir? Bu kavram çoğu zaman mutluluk ile karıştırılır fakat dilimize en uygun çevirisi için birçok duygunun sentezini oluşturan "doyum" diyelim. Böyle bir şeyi istemek Müslümanlar için haramdır. Dinimize göre, Hz. İsa (as)'ı veya İncil'in varlığını inkar eden bir kişi dinden çıkmış olur. Buradaki çağrı, Hristiyanların Kuran'ı anlamaları, Kuran'a inanmaları ve kendilerine Kuran'dan verilmiş olan delillere ikna olmaları için yapılan bir çağrıdır. sonuçlaragöre, Hayatın Anlam ve Amacı Ölçeği’nin geçerli ve güvenilir olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Anlam, Amaç, Anlam Arayışı, Hayatın Anlamı, Hayatın Anlam ve Amacı Ölçeği. g4ixaz. 1. DİNİMİZİN SAKINMAMIZI İSTEDİĞİ BAZI KÖTÜ DAVRANIŞLAR Yalan Söylemek ve Hile Yapmak Dinimiz kişiye ve topluma zararlı olan tutum ve davranışlara elbette izin vermez. Allah, insanları yalandan kaçınmaya ve doğru olmaya çağırır. Nitekim Kuran'da şöyle buyrulmaktadır ''... Yalan sözden kaçının!'' , ''...Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!'' 2 Yüce Allah, doğruluğu, adaletle hükmetmeyi, yalan ve hileden uzak durmayı herkesten istemektedir. Peygamberimiz de doğruluğa sarılmayı emretmektedir .0, doğruluğun iyiliğe, iyiliğin de cennete; yalanın kötülüğe, kötülüğün ise, cennetten mahrum edeceğini Bu demektir ki, insan, yalan söylemeyi alışkanlık haline getirirse, kötülüklere yakın olur. Bunun sonunda da cezalandırılır. Aklını kullanan herkes, yalan ve hilenin ne kadar kötü olduğunu bilir. Ancak, aklını iyi kullanamayanlar, yalan ve hile ile elde ettikleri geçici yararları kar zannederler, halbuki, onlar zarar etmişlerdir. Gıybet ve İftira Gıybet, bir kimsenin yüzüne karşı söylendiğinde üzüleceği eksiklerini ve hatalarını arkasından konuşmaktır. Dinimizde, başkalarının gıybetini yapmak kusurunu aramak yasaklanmıştır. Bu konuda Yüce Allah, Kuran'da şöyle buyurmaktadır ...Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin...''1 iftira ise, kelime anlamıyla bir kimseyi yapmadığı bir kötülükle suçlamak demek tir. iftira etmek ahlaksızlıktır. 0, ne insanlığa, ne de Müslümanlığa sığar. iftira edenler zulme yol açar, kötülüğe alet olurlar. iftira etmek, aynı zamanda, kul hakkı almaktır, Kul hakkı alanlar, başkalarının "ahını alırlar. Onlar da mutlaka karşılığını görürler. Hırsızlık Hırsızlık, sözlükte "kendine ait olmayan bir şeyi çalıp, kendine mal etme işi" di ye tanımlanmaktadır. İslamiyet, her ne şekilde olursa olsun, bir kimsenin başkasına ait mala el uzatmasını yasaklamıştır. Bu bakımdan, hırsızlık, çalıp-çarpma, gasp, haksız kazanç, rüşvet, hileli kazanç, eksik tartı ve ölçü hepsi haramdır. Başkalarının kapılarını dinlemek, evlerinin içini gözetlemek de göz ve kulak hırsızlığıdır. Öğrencilerin kopya çekmesi de haksız kazançtır, bir başka çeşit hırsızlıktır. Kopya şahsiyeti zedeler, kişinin kendine güvenini yitirmesine yol açar. Kıskançlık Kıskançlık yani haset, bir arkadaşımızın veya başkalarının başarılarını çekememektir. Onların yaptıkları, başardıkları işler karşısında eziklik duymaktır. Başkalarının üstünlüklerini çekememek, kötü bir huydur, ruhsal bozukluktur. çoğu kıskanç kişiler, bazen çılgınca işler de yapabilirler. Kıskançlık, onları saldırgan yapar. Yahut kıskandığı kişiye akıl almaz zararlar vermesine yol açar. Ama sonunda yine de kıskanç olan kişinin kendisi zarar görür. Kuran’ı kerim, kıskançlığı reddederken, aç gözlülükten korunmuş kimselerin gerçek mutluluğa ulaşacaklarını bildirir. 2 Başkalarını kıskanmamalı, onlara imrenmeliyiz. imrenmek, onların iyi hallerine özenmek demektir. imrenilecek insanları da takdir etmek gerekir. Ahlak açısından buna "gıpta etmek" denir. Peygamberimiz de bunu teşvik etmiştir. insan gıpta ederek yükselebilir. Alay Etmek İstihza yani alay etmek, bir insanı hor görmedir yahut bir insanla söz, yazı veya hareketle eğlenme, onu aşağılama demektir .Alay etmek, İslam hoş görmediği davranışlardandır. Alay etmek de ruhsal bir rahatsızlıktır. Yalancılık gibi, kıskançlık gibi alay etmek de insanı içten içe çökertir. Alay ettiği kişilerin düşmanlığını çeker. Herkes ondan uzak durmak ister. insan kendini büyük görmezse, alay etme alış kanlığından kurtulabilir. Bunun gibi insan kişiliğine saygı duyarsa, yine bu hastalık tan kurtulabilir . Büyüklenmek Kibir Kibir, kelime olarak büyüklük, büyük olma, kibirlenme, büyüklük taslama ve kendini başkalarından üstün tutma gibi anlamlara gelir. Kibir, İslam'da kötü huyların başında gelir. Tehlikeli bir davranış olan kibir, insanlar arasında kin doğurur. Toplum sal uyuşma ve kaynaşmayı baltalar, dostların gönüllerine nefret sokar. Zira kibirli in san, kendisi için sevip istediğini öteki Müslümanlar için istemez. Kibirde benlik iddi ası bulunduğundan böyle birisi alçak gönüllü olamaz. Bundan dolayı kibiri ve kibirli insanı hiçbir din hoş görmez. Büyüklenen, böbürlenen kişi, hem çevresinde hem de toplumda sevilmez. Çünkü böyle bir kişi, herkese tepeden bakar. Kendi dışındaki in sanları hakir görür. Hep kırıcı ve yıkıcı bir tavır içinde olur. insanlar arasında büyüklenen, böbürlenen kişileri Yüce Allah, şu şekilde uyar maktadır. "...Yeryüzünde böbürlenerek yürüme..." 1 Yine Kuran'da Allah, "...0 Allah büyüklük taslayanları asla sevmez." 2 buyurarak, kibirlileri sevmediğini belirtmektedir . Kötü Zanda Bulunmak insanlar, kusursuz değildir. Bazen en yakın dostumuz bile, bize karşı kırıcı ve incitici davranışlarda bulunabilir. Ancak bu gibi olayları büyütüp o dostumuz hakkın da kötü zanda bulunmamız, dostluk bağlarını koparabilir. Bu doğru bir davranış değildir. Yüce Allah, değil kötü zan, hatta zandan bile kaçınmak gerektiğini Kuranıkerim’de şöyle belirtmiştir; "Ey iman edenler! Zandan çokça kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin." 3 Burada kaçınmamız istenen zan, kötü zandır. Ancak iyi zanda bulunmak gerekir. Aksi halde Allah'ın sevmediği davranışı yapmış oluruz. Gerçek mümin, kendisine karşı yapılan her kırıcı ve incitici davranışlara karşı kötü zanda bulunmamalıdır. Mümin dostlarını hemen terk etmemelidir. Çünkü dost kazanmak zor; ama kaybetmek kolaydır. Başkalarının Özel Hayatını Araştırmak İslam, Özel hayatın gizliliğine saygı duyar. Onun açığa vurulmasına karşı çıkar. Özel hayatın gizliliğinin korunmasından yanadır. Nitekim Kuran’da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır "Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu, sizin için daha iyidir; herhalde bunu düşünüp anlarsınız. Orada kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size "Geri dönün!" denilirse hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah yaptığınızı bilir." 4 Anne, Baba ve Büyüklere Saygısızlık Dinimiz, Allah'a kulluktan sonra, en önemli görevin ana ve babaya iyi davranmak olduğunu bildirir. Bu hususta Kuranıkerim’de şöyle buyrulmaktadır "...Onlara "öf" bile deme..." 5 Bundan dolayı onlara iyi davranmalı, istedikleri her şeyi yapmalıyız. Onların gönüllerini kırmamalı, onları hoşnut etmek için özen göstermeliyiz. Ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Bu bize, büyük bir manevi destek verir. Annemiz, babamız, öğretmenlerimiz gibi büyüklerimiz, bizim hayata daha iyi ha zırlanmamız için bize yol gösterirler, örnek olurlar. Bize iyi, dürüst olmayı öğretirler. Kötülere ve kötülüklere karşı bizi hep uyarırlar. Bütün bunlardan dolayı onlara saygı duyarız. 2. DİNİMİZİN SAKINMAMIZI İSTEDİĞİ KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR Alkollü İçki İçmek Alkolün bedende yaptığı yol açtığı çok çeşitli hastalıklardan başka, ruhsal bir takım zararları da vardır. Onun ruhi zararları daha çok, zihin, dikkat, bilinç ve irade üzerinde görülür. Ayrıca ümitsizlik ve karamsarlık doğurur. Trafik kazaları, cinayetler, aile kavgaları ve hukuka aykırı her çeşit eylemde alkolün etkisi görülür. Ayrıca ruh ve akıl hastalıklarında da alkolün etkisi unutulmamalıdır. Bireysel ve toplumsal zararlara yol açan alkollü içkiyi dinimiz de açık hükümlerle yasaklamıştır. Kuran’da içkinin yasaklanması aşama aşama gerçekleşmiştir. En sonunda Yüce Allah, şöyle buyurmuştur "Ey inananlar! içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi olan pisliklerdir. Bunlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz." 1 İslam içkiyi yasaklamakla akla önem vermiştir. Çünkü alkol, aklı baştan alır. Aklın kontrolünü kaybetmesine yol açar . Uyuşturucu Kullanmak Uyuşturucu alışkanlığı, bir hastalıktır. Bu kötü alışkanlık ve hastalığın nedenleri de çeşitlidir. Bunlar arasında insanın zaafları, sorumluluktan kaçışı, eğitimsizlik sayılabilir. Ayrıca, insanların birbirini olumsuz yönde etkilemeleri ve kötü çevre şartları, Lükse ve gösterişe dayalı yapay hayatın verdiği tatminsizlik, manevi boşluk, ide al yoksunluğu, fakirlik ve yalnızlığın verdiği çaresizlik gibi hususlar da bu hastalığın nedenleri arasında gösterilebilir . İslam, aynen içkiyi yasakladığı gibi uyuşturucu madde kullanımını da kesin bir ifadeyle yasaklamıştır. Zira, Kuran’da geçen içki yasağı, sarhoşluk veren, insanın akli ve ruhi dengesini bozan bütün katı ve SIVI maddeleri kapsar .Nitekim beden ve ruh sağlığını bozduğu, sarhoşluk ve uyuşukluk verdiği için uyuşturucular da dinimizce yasaklanmıştır. Kumar Oynamak Dinimizin bizden sakınmamızı, uzak durmamızı istediği alışkanlıklardan birisi de kumardır. Nitekim alkollü içki konusunda metnini verdiğimiz ayette Yüce Allah, kumarın ve falcılığın da yasak olduğunu belirtmiştir. İslam, kumarın herhangi bir şeklini belirtmemiştir. Bunu yaparken onun anlamını ve doğuracağı sonuçları göz önüne alarak yasaklamıştır. Şekli ve metodu ne olursa olsun, kumar, haramdır. 3. KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR NASIL BAŞLIYOR? Bugün yapılan pek çok araştırmada kötü alışkanlıkların, nedenleri üzerine önemli bulgular elde edilmektedir. Buna göre merak, en başta gelen nedenlerdendir. Sonra kötü alışkanlık edinmiş kişilerle kurulan arkadaşlıklar gelmektedir. Bunlardan başka, can sıkıntısı, stres, ailedeki huzursuzluklar gibi gerekçeler bu kötü alışkanlıklara sürüklemektedir. 4. KÖTÜ ALIŞKANLIK VE DAVRANIŞLARDAN NASIL KORUNALIM? Önce kötülüğün zarar verdiğinin bilincine ermeliyiz. Bu bilinç ile bunlara başlama ve alışma nedenlerinden uzak durmalıyız. Bunun için merak ile de olsa dinimizce yasaklanan davranışları yapmamız gerekir. Olabildiğince bu alışkanlık ve davranışlardan uzak duran kişilerle arkadaşlık kurmalıyız. Ayrıca bunların yapıldığı, kötülüklerin yeşerdiği ortamlardan uzak durmalıyız. Özellikle hem kendimizin hem de dost ve yakınlarımızın böyle ortamlara girip çıkmalarının önüne geçmeliyiz 5. KÖTÜ DAVRANIŞLAR KARŞISINDA DUYARSIZ KALMAYALIM Her insan, içinde yaşadığı toplumun üyesidir. Her birey, üyesi olduğu toplumun yerleşik düzenine uymalıdır. Unutmamalıyız ki toplum dışındaki insan tek başına ne yaşayabilir, ne de medeniyet kurabilir. Bundan dolayı ailenin, okulun, çarşının ve çevremizdeki her şeyin dirliğine, düzenine sahip çıkmalıyız, onları korumalıyız. Onları bozanlardan olmamalıyız. Hatta bu da yetmez; medeni cesaret sahibi olmalıyız. Kötü davranışların sahiplerini uyarmalıyız. Peygamberimiz de kötü davranış karşısında bir Müslüman’ın nasıl davranacağını şöyle dile getirmektedir ''içinizden her kim, çirkin bir davranış veya hoş olmayan bir şey gördüğünde, onu eliyle değiştir sin. Bunu eliyle değiştirmeye gücü yoksa, diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmiyorsa, gönlünde o şeye veya harekete buğzetsin tepkisini canlı tutsun...'' Böylece peygamberimiz, kötü davranışlar karşısında suskun kalmamamız gerektiğini açıkça belirtmektedir. Bu tutum, ayrıca sorumlu bir vatandaş davranışıdır. 6. BAŞKALARINA ZARAR VERMEK KUL HAKKI YEMEKTİR Biz kendimize nasıl zarar verilmesini istemiyorsak, başkalarına da zarar vermemeliyiz. İslam dini, insan haklarına saygılı olunmasını emreder. Bunu yaparken, haksızlık yapmayı da yasaklamıştır. Kul hakkı kavramı ile ifade edilen, başkalarının hak ve hukukuna saygı, Kuranın ve hadislerin üzerinde durduğu hususlardandır. Birinin işini engellemek, aleyhinde konuşmak; malını çalmak kul hakkı tanımamaktır. Bunun gibi güçlünün zayıfı ezmesi ve başkasına iftira atması da böyledir. Bunların yanında gözün gördüğü ve canın çektiği bir yiyecekten göreni faydalandır Mamak da, kul hakkına saygısızlıktır. Bunlardan başka devletin malını çalmak veya yemek, milyonlarca vatandaşın hakkını yemektir. Aldığı ücretin, maaşın karşılığı kadar çalışmamak da kul hakkı yemektir .Haksız kazanç sağlamak, topluma ait şeylerden çalmak, insanlara zarar vermektir, yani kul hakkı yemektir. Bütün bu didinmeler çırpınışlarınız niye ? Hayatın amacı hayatta kalmak illk ciddi cevap vereyim bence toplumun normuna uymak değil ev araba sevgili güzel iş okul bu değil özünde mutlu olmaktır sadece gerçek mutluluk odur sadece içindeki sesle bir olman lazım quoteOrijinalden alıntı LeokinQ HyT bhOsş PompAla Çosh Geç kalmışım HAYAT BIR AMAÇTIR ZATEN Sex & Drugs & Rock 'n' Roll quoteOrijinalden alıntı ozzy_carpe Sex & Drugs & Rock 'n' Roll Drug dışında bana uyar bonzaici kardeşimiz Malca bişey yaşamak cidden hicbi amaç yok Bilmiyorum da niye yaşıyorum ben onu düşünüyorum quoteOrijinalden alıntı ozzy_carpe Sex & Drugs & Rock 'n' Roll quoteOrijinalden alıntı Joe Duplantier quoteOrijinalden alıntı ozzy_carpe Sex & Drugs & Rock 'n' Roll Drug dışında bana uyar bonzaici kardeşimiz I don't like the drugs but the drugs like me. Yaratıcının yüzünü kara çıkarmamak. Şeytan'ın kovulması sonucu kıyamete kadar izin isteyip insanları kendi tarafına çekmeye çalışmasından dolayı Allah'a daha yakın durmaya gayret etmek... Hayattan zevk almak yani eğlenmek Hayat bir sudur iç iç qudur Sayfaya Git Sayfa quoteOrijinalden alıntı kingman29 Bana göre yaşantımın amacı Kuran'da belirttiği üzere, bana çizdiği sınırın dışına çıkmadan bir ömür geçirmeye muvaffak olmak. 2. Birinci maddeyi gerçekleştirebilmek için, Allah'ın bana çizdiği sınırları iyice öğrenebilmek ve dinimi kusursuzca kavrayabilmek. Bunun için de Kuran'ı Kerim'i defalarca okuyup öğrenmek. 3. Diğer insanlara karşı, Allah'ın emrettiği üzere yardımsever, saygılı ve faydalı olabilmek. Topluma faydalı bir birey olabilmek. Kimsenin hakkına yanlışlıkla da olsa girmemek. Ömrümü kul hakkı yemeden tamamlayabilmek. teması kaybetmemek, günde beş kere namazla, duayla, kalbimden geçirerek manevi bağımı hiç koparmamak. 5. Nefsimin, hayvani içgüdülerimi kontrolüm altında tutabilmek, nefsimin esaretine düşmemek. Ahiri arzylarımı her an dünyavi arzularımın önünde tutabilmek. 6. Yaratıcımın ilk emri olan OKU emrini yerine getirmek. Vaktimi boşa harcayacak her türlü eylemden sakınmak. Çalışmayı ibadet sayan Yaratıcımın emri üzerine, bıkmadan, yılmadan, çalışmak, okumak... Boşa geçen her dakikam için rahatsızlık hissetmek. 7. Toplumsal olarak, dünya toplumu içerisinde, zalimlerin ve mazlumların tarafları arasında, mazlumun yanında yer almak, zulme karşı her türlü mücadeleyi vermek, insanoğlunun kurtuluşu için, iyi ve kötü arasındaki savaşta, iyinin tarafında bir savaşçı olmak. Gerek meydan savaşında, gerekse bilim ve beyin savaşında, ölümüne mücadele vererek, iyinin galip geldiği bir dünya düzeninin temellerini atacak olan insanlardan biri olmak. +1 "Yaşamın ve çalışmanın temel amacı", der Foucault, "kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır." folklör reyiz yine güzel konuşmuş. sürekli başka insanlara dönüşürüz; yaşamın olayı, olmadığımız birine dönüşüp durmak. e hayat sürekli herkesi yeni kişilere dönüştürüyorsa, amacı budur ki böyle oluyordur. tıpkı froyd reyizin "yaşamın anlamı ölümdür" deyişi gibi bu sözü "olmadığımız, daha iyi biri olmalıyız" gibi anlamak hata olabilir. folklör reyizin sözünü ettiği şey edebileştirilen bir doğal işleyiş olsa gerek. peki sana göre, kendi yaşamının yaşanması nasıldır ve nasıl olmalıdır hocam? Foucault'nun sözünden yola çıkarsak her an değişim halindeyiz. Şu an okuduğum kitabın bir cümlesi, yarın tanışacağım bir insan hatta yarın sabah yapacağım kahvaltı bile beni değiştirip başka bir insan haline getirebilir. Bir bakış açısına göre aslında kendimize ait bir yaşamımız yok. Ama başka bir bakış açısına göre ise her bir yaşam bizim kendi yaşamımız. Geçirdiğimiz her bir değişim bizi yansıtıyor. Örneğin okuduğum bir kitap ya da yaşadığım bir tecrübe beni başka bir şekilde etkilerken başka bir insanı bambaşka bir şekilde etkilemekte. Bu da aslında her birinin bizim yaşamımız olduğunu gösterir. Bana sorarsan ise tatmin olmadığım bir yaşama sahip olmak istemem. bu güzel yanıt için teşekkürler. son kelimeni anlayamadım, "istemem" istiyor olmam mı demek yoksa istemiyor olmam mı? bir de neden böyle düşündüğünü merak ettim istiyor ya da istemiyor olman durumunda İstemiyor olmam demek. Benim amacım da galiba kendi hayatımdan tatmin olmak. Daha doğru bir ifade ile "olduğum kişiden tatmin olmak". bu, olduğun kişiden tatmin olma hali elbet hiç beklenmedik durumlar üzerinden parça parça hasıl olabilir. peki gözlemlediğin kadarıyla nasıl gerçekleşebiliyor bu hâl? ne oluyor da oluyor, nasıl olunca oluyor? Din hayatın amacını belirleyen en önemli noktadır. İnsan dini inancına göre rota çizer. Erdemli bir hayat sürüp son nefesimde tek tanrıya inanarak ölmek istiyorum. Ideallerimi gerçekleştirmek ve hayattan alabildiğim kadar maddi haz almak. Bir kişi tam anlamıyla kendinden tatmin olabilir mi emin değilim. Hayatının önemli bir bölümünü tamamlamış 60 70 yaşındaki bir insan şöyle bir durup düşündüğü zaman belki tam anlamıyla kendinden tatmin olabilir. Ama daha yolun başındaki veya ortasındaki bir insan için bu mümkün müdür bilemiyorum. Belki dediğin gibi parça parça olabilir. Kendimden örnek vermek gerekirse, üstlendiğim bir işi gerçekten iyi bir şekilde, o işi en iyi yapabilecek birkaç kişiden biri olarak mesela, yapabildiğim zaman kendimden tatmin olabiliyorum. Bu örnekler artırılabilir tabii. Ve her örneğin de bu kadar büyük olması gerekmiyor. Bilimsel olarak hayatın hiçbir anlamı yoktur, sapiens olarak egolarımız sebebiyle hayata bir anlam yüklemek acziyetimizden dolayı da hayatın bir anlamı olduğuna inanmak istiyoruz. Neden biliyor musunuz?Geleceği en azından yarını planlamak istediğimiz hiçbir canlıda ileriye dönük plan yapma seviyesinde bir bilinç yoktur. Sadece bizde en yakın canlı olan şempanzeler sosyalleşir aralarında grup içinde hiyerarşi kurarlar ama ileriye dönük plan yine de aramızda kalsın çok dillendirmeyin Yaşantınıza ne anlam yüklediniz ? Soru bu. Pek tabi bu soru '' yaşamın amacı ne'' sorusunu da akla getiriyor. Burada bariz bir karışıklık olarak yaşamlarımızın biyolojik bir amacı var; varlığımızı sürdürmek ; ölmemek ; yok olmamak. Ölümsüzlüğü yenemeyeceğini anlayan canlı, ''varlığını'' genlerini aktararak sürdürmeye çalışır. Bu daha çok iç-güdüsel bir eylemdir. Zeka belirtisi olan canlılar için sadece varlığını sürdürüp üremek yetmez. Bu sırada olabildiğince fiziksel ve zihinsel acılardan uzak durmak ve rahat olmak noktaya kadar herşey basit diyebiliriz. Ta ki kendini ve evreni gözlemleyebilen ''insanın'' ortaya çıkmasına evrenin ve canlıların oluşumunun bilinçli bir varlık tarafından yaratıldığına vs. inanmıyorsak doğası itibariyle yaşamın hiç bir anlamı yoktur. Bu durumda insan kendi hayatına bir anlam yüklemeye çalışabilir. Fakat bu tezat bir durumdur çünkü yaşamın bir amacı olmadığına göre senin kendine bir anlam yüklemeye çalışman pek tabi hayatın anlamını veya amacını hiçbir zaman bilemeyecektir. Çünkü '' anlam'' kavramı ''bilim ve teknolojinin'' alanı değildir. Örn. iyilik ve kötülük kavramını bilimsel yöntemlerle anlamaya çalışmak zaman kaybı olmasada bize pek bir sonuç vermeyecektir. Bu noktada felsefenin önemli bir konusu olan ''etik'' kavramı devreye kendi görüşüm, evreni ve kendimi inceleyebildiğim kadarıyla; bir nevi sınav dünyasında olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü evrenin ve canlıların oluşumunun bir anlamı olmalı. Bunu düşünmemin sebebi '' anlamsızlık korkusu'' değil. Evrenin bize bir şeyler söylemeye çalıştığını düşünüyorum. Gece ve gündüz , kadın ve erkek, iyilik ve kötülük, ölüm ve doğum gibi dualitelerin olması ve bunlar üzerinde düşünüyor ve konuşuyor olmamız bence ''tesadüf'' denebilecek kadar basit bir durum değil. Bence yaşamım ya kozmik bir şaka, ya da spiritüel bir deneyim. Belki de her ikisi. Bunu bilemem. Belki de bilmem gerekmiyordur. patronlara ucuz iş gücü köle olmak ve karın tokluğuna çalışmak için geldim konudaki en doğru cevap Birinin, birilerinin gözlem varlıkları olabilir veya hiç bir amaçsız olmayan varlıklar olabiliriz. Ama bu iyi bir insan olmamıza engel değil. Amacımız din, dil, ırk vb hiç bir fark gözetmeksizin iyi bir birey olmak olmalı. Yaşamın amacı iyilikten iyiliğe koşmak olduğunu düşünen kaç kişi varki?Kontrolsüzce iyilik yapan Yoktur. İnsan içgüdüsel olarak bir neden ister hayatına anlam katmak için fakat böyle bir neden yoktur. Düzleşen kayalıklar oturmamız için düzleşmemiştir , neden sonuç ilişkisi içinde rasyonel olarak açıklanabilecek olaylar sonucunda düzleşmiştir. Bu gerçeği keşfetmek zor değil nitekim insanı rahatsız edici , bu kabul edilebilir ve görünen o ki bir tercih meselesi. quoteOrijinalden alıntı Hiçbir amaç olmadan varolduğunu zannedenler için, bir hayat amacı edinmek mümkün değildir. Zira varlığının bir amacı yoktur onlar için. Herşey zaten tesadüf, kendi kendine olmuş bla bla bla. Böylesi adamların bir hayat amacı olamaz çünkü baştan kaybetmişlerdir. Dolayısıyla bu konu altında böylesi adamların yazdıkları edebiyattan öte bişey hayat amacından bahsedebilmek için, varlığımızın bir amacı, bir sebebi olması gerekir öncelikle. Bu yoksa, amaçta yoktur. Herşey boştur. Bunun sonu bunalım ve intihardır. Dinsizlerin en büyük sorunudur. Bu konuları düşünmek istemezler. Zira edebiyat yaparken öne sürdükleri suni amaçlar kendilerini de tatmin etmiyor, kendileri de inanmıyorlar bu zırvalara. Ondan sonra ''hayat boş, bunaldım, intihar edeceğim'' diye yakınmalarını büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz. Gönül ister ki bunlar bu halde olmasın ama insan ne yapıyorsa kendi kendine yapıyor. Buna yapabileceğimiz bişey yoktur. ateistler hiçbirşeyin anlamı yoktur demez. herşey tesadüfen anlam kazanmıştır der. quoteOrijinalden alıntı quoteOrijinalden alıntı alıntı Hiçbir amaç olmadan varolduğunu zannedenler için, bir hayat amacı edinmek mümkün değildir. Zira varlığının bir amacı yoktur onlar için. Herşey zaten tesadüf, kendi kendine olmuş bla bla bla. Böylesi adamların bir hayat amacı olamaz çünkü baştan kaybetmişlerdir. Dolayısıyla bu konu altında böylesi adamların yazdıkları edebiyattan öte bişey hayat amacından bahsedebilmek için, varlığımızın bir amacı, bir sebebi olması gerekir öncelikle. Bu yoksa, amaçta yoktur. Herşey boştur. Bunun sonu bunalım ve intihardır. Dinsizlerin en büyük sorunudur. Bu konuları düşünmek istemezler. Zira edebiyat yaparken öne sürdükleri suni amaçlar kendilerini de tatmin etmiyor, kendileri de inanmıyorlar bu zırvalara. Ondan sonra ''hayat boş, bunaldım, intihar edeceğim'' diye yakınmalarını büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz. Gönül ister ki bunlar bu halde olmasın ama insan ne yapıyorsa kendi kendine yapıyor. Buna yapabileceğimiz bişey hiçbirşeyin anlamı yoktur demez. herşey tesadüfen anlam kazanmıştır der. Bu dediğini biraz açabilir misin? dinlere inananlar genelde ateistlerin sınırları olmayan her kötülüğü yapabilecek insanlar olduğunu sanırlar. lakin bu yanlıştır. dindar insanlardan da ateist insanlardan da kötü veya iyi insanlar çıkabilir. hatta genelde ateistler iyi insanlardır. en azından ben henüz kötüsünü görmedim. hayattan istediğini alamayan, mutlu olamayan her insana herşey anlamsız gelmeye başlar. şimdi sen bir imtihan olduğuna inanırsın ama başına kötü bir olay gelse sen de aynı duyguya kapılabilirsin. yani bunun ateist olmakla bir ilgisi yok. insanın doğası böyle. not ateist değilim quoteOrijinalden alıntı quoteOrijinalden alıntı quoteOrijinalden alıntı quoteOrijinalden alıntı quoteOrijinalden alıntı Hiçbir amaç olmadan varolduğunu zannedenler için, bir hayat amacı edinmek mümkün değildir. Zira varlığının bir amacı yoktur onlar için. Herşey zaten tesadüf, kendi kendine olmuş bla bla bla. Böylesi adamların bir hayat amacı olamaz çünkü baştan kaybetmişlerdir. Dolayısıyla bu konu altında böylesi adamların yazdıkları edebiyattan öte bişey değildir. Bir hayat amacından bahsedebilmek için, varlığımızın bir amacı, bir sebebi olması gerekir öncelikle. Bu yoksa, amaçta yoktur. Herşey boştur. Bunun sonu bunalım ve intihardır. Dinsizlerin en büyük sorunudur. Bu konuları düşünmek istemezler. Zira edebiyat yaparken öne sürdükleri suni amaçlar kendilerini de tatmin etmiyor, kendileri de inanmıyorlar bu zırvalara. Ondan sonra ''hayat boş, bunaldım, intihar edeceğim'' diye yakınmalarını büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz. Gönül ister ki bunlar bu halde olmasın ama insan ne yapıyorsa kendi kendine yapıyor. Buna yapabileceğimiz bişey yoktur. ateistler hiçbirşeyin anlamı yoktur demez. herşey tesadüfen anlam kazanmıştır der. Bu dediğini biraz açabilir misin? dinlere inananlar genelde ateistlerin sınırları olmayan her kötülüğü yapabilecek insanlar olduğunu sanırlar. lakin bu yanlıştır. dindar insanlardan da ateist insanlardan da kötü veya iyi insanlar çıkabilir. hatta genelde ateistler iyi insanlardır. en azından ben henüz kötüsünü görmedim. hayattan istediğini alamayan, mutlu olamayan her insana herşey anlamsız gelmeye başlar. şimdi sen bir imtihan olduğuna inanırsın ama başına kötü bir olay gelse sen de aynı duyguya kapılabilirsin. yani bunun ateist olmakla bir ilgisi yok. insanın doğası böyle. not ateist değilim İyide benim dediğim şeyle senin dediğin şeyin hiçbir alakası yok ki. Biz burada iyi ateist, kötü ateist demiyoruz. Ateizm, insanları kötülüğe sürükler demiyoruz. Ateistler, Allahtan korkmadığı için herşeyi yaparlar da demiyoruz. İnsanları kötülüklerden alıkoyan şey vicdanıdır. Din değildir. Ahlak, dinin ortaya çıkardığı birşey değildir. Ahlak, sadece dindarlara mahsus birşey de değildir. Ahlak, dinin bir düzene koyduğu birşeydir fakat kaynağı din DEĞİLDİR. Ben mesela hapishanede hiçbir ateist görmedim. Ölçümüz bu olmadığı gibi, konumuzda bu değil zaten. Ben burada diyorum ki. Varlığının bir amacı olmadığına inanan bir insan, bir hayat amacı bulamaz. Bir hayat amacı elde etmek, ancak varlığımızı bir amaca bağlamakla mümkündür. Varlığımızın bir amacı varsa, o amaçla bağlantılı olarakta bir hayat amacımız olacaktır. Dinsizlerde böyle bişey yoktur. Yani, maddi haz almak, karşı cinsle güzel münasebetler kurmak, kariyer yapmak falan bunlar bir hayat amacı diyebileceğimiz şeyler OLAMAZ. Bunlarla insan kendini avutur ancak. Hayat amacı dediğimizde insan, nereden geldiğini, nereye gittiğini, ve en önemlisi neden yaşadığını cevaplayabiliyorsa, ancak ozaman bir hayat amacının varlığından bahsedebiliriz. Gerisi hikayedir bana göre. ahlak halkyaratma kökünden gelen arapça bir kelimedir. ahlak anlayışı kişiden kişiye, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişir. Aslında hayatta neredeyse herşey kişiden kişiye değişir. Einstein'nin izafiyet teorisini incelediysen bilirsin hayat dinamik ve izafigörecelidir. herşey zamana ve kişilere göre değişir. örneğin ; çok dindar olup sonradan ateist olan birçok insan var. başka bir örnek ; birçok toplumda ve kültürde cinsellik normal karşılanırken ortadoğu ve civarı toplumlarda öyle değildir. konuya gelirsek; bir ateist hayat amacı olarak kendisine üremeyi, çocuklarını büyütmeyi, soyunu devam ettirmeyi seçebilir. veya dünyaya iz bırakan tarihi bir şahıs olmak isteyebilir. yani kimisini öteki dünya hayata bağlarken kimisini bu dünya hayata bağlar. kimisini ise her ikisi birden hayata bağlar. yani bu da görecelidir. Sayfaya Git Sayfa Eğer şu an yaptığınız işten zevk almıyorsanız, hayalinizdeki işin ne olması gerektiğiyle ilgili soruya da cevap vermekte muhtemelen zorlanıyorsunuz. Çünkü soru soru ne kadar doğru gibi görülse de aslında eksik. Hayalinizdeki iş veya yaşam amacınız, aslında ne yapmayı sevdiğinizden daha çok, başkalarının hayatında nasıl bir değişim yaratmayı istemenizde saklı. Sevdiğiniz ve hayal ettiğiniz işi yapmak, sosyal medya platformlarında en çok beğeni alan; motivasyon eğitim ve toplantılarında en çok konuşulan konuların başında. Ona rağmen sorulduğunda bu tarz bir soruya üzerinde uzun uzun düşündükten sonra bile tatminkar bir cevapla gelmek, eğer halen cevabı bulamamışsanız, gerçekten kolay değil. Gözlemim şu ki insanlar ne yapmaktan hoşlandıklarını ve güçlü yanlarını genellikle biliyorlar. Üzerinde fazla kafa yorulmayan konuysa, bu güçlü yanların diğer insanların hayatlarında ne gibi değişimlere yol açabileceğini hayal etmek ve bundan elde edecekleri tatmini hesaba katmak. Sevdiğinizi düşündüğünüz işin sonucunda elde edeceğiniz tatmini maddi öğelerle tarif etmek, hayalinizdeki işi ya da hayat amacınızı belirlemekte yine yetersiz kalıyor. Yapmanız gereken, işi değil insanların hayatına nasıl dokunabileceğinizi hayal etmek. Örneğin, sadece ders vereceğinizi değil, öğrencilerinize kendi hayallerini gerçekleştirebilecekleri hedefler vereceğinizi; mimar olacağınızı değil, müşterilerinize ayrıcalıklı hissedecekleri mekanlar hazırlayacağınızı; radyo programı yapacağınızı değil, programınızın size ayrılan zamandaki en eğlenceli program olacağını hayal edip edememeniz hayalinizdeki işin ya da hayat amacınızın o iş olup olmayacağını size daha rahat gösterebilir. Yapılan İşin Sonuçlarını Görebilmek Bu durumda başarılı olmak için sadece süreçten zevk aldığınız değil, işin sonuçlarının da sizi beslediği ve insanların hayatlarında fark yaratmak için tutku hissettiğiniz bir yapı da hayal edebilmelisiniz. Çünkü yapılan işin sonuçlarını görmek iç motivasyonumuzu sürdürebilmemizin en önemli kriteri. Entelektüel emeğe geçiş elde ettiğimiz sonuçların görünürlüğünü ve ölçülebilirliğini zorlaştırdığı için günümüzde mutluluk ve tatmin her zamankinden çok daha zor elde edilir oldu. Eskiden odun kesip bahçesine yığan oduncu, yaptığı işin sonucunu ve tatminini hemen görebilirken; şimdi birçok insan ortaya koyduğu entelektüel emeğin sonucunu kısa zamanda göremiyor ve sonuç olarak da negatif stres ve tatminsizlik yaşıyor. Bu tatminsizlik de kısa zamanda mutsuzluğa dönüşüyor. Survivor yarışması hayatımızdaki hangi eksiği tamamlıyor da bu kadar çok seyrediliyor hiç düşündünüz mü? Yapılan işin sonuçlarını görebilmek. Çoğu zaman gerçek hayatın aksine Survivordaki yarışmacıların elde ettikleri başarı ya da yenilginin onlar üzerindeki pozitif ya da negatif etkilerini hemen gözlemleyebilme şansına sahip oluyoruz. Ayna nöronlar sayesinde de bu duyguları ekran karşısında birebir hissedebiliyor ve çoğumuzun hayatımızda eksik olan yapılan işin sonuçlarını görememe eksikliğimizi de o anda tatmin edebiliyoruz. Maalesef ki çoğu zaman entelektüel hayat böyle işlemiyor ve sürekli kendimizi içsel ya da dışsal motivasyonlarla güdüleme ihtiyacı duyuyoruz. Mutluluk, Uğraş ve Tatmin Günümüzde zahmetsizce hiç sıkıntıya girmeden hemen mutlu olma gayreti ise mutlu ve tatmin olma olasılığımızı daha da aşağı çekiyor. Aksine yapılan işin içine daha da dahil olmamız ve insanların hayatlarına nasıl dokunabileceğimizi hayal edebilmemiz gelecek mutluluğumuz ve iç motivasyonumuz üzerinde çok olumlu rol oynuyor. Mutluluk, uğraş ve tatmin aslen kardeş hisler ve kavramlar; çünkü mutluluk sadece karşıtı ile birlikte anlam kazanıyor. Dengeyi ifade eden TAO sembolündeki gibi acının içinde umut ve hayata bağlanma olduğu gibi; mutluluğun içinde de acı, uğraş ve tatmin var. fMRI ile gerçekleştirilen beyin taramalarında insanların kendilerini en mutlu hissettikleri zamanların en rahat zamanlar değil, sıkıntıyla en çok mücadele ettikleri zamanlar olduğu görülmüş. Geriye bakıp siz de bir düşünün. En çok mutlulukla hatırladığınız zamanlar, eskiden bir an önce bitse dediğiniz sıkıntılı lise, askerlik, doğum yılları ya da stresli bir durumdan alnınızın akıyla çıktığınız zamanlar değil mi? Toparlamamız gerekirse ; Hayat amacınız ya da hayalinizdeki iş nedir sorusuna tatminkâr bir cevapla gelemiyorsanız gayet normal, hiç canınızı sıkmayın. Soruyu değiştirin. Hayalinizdeki işi bulmaya ya da hayat amacınıza değil başkalarının hayatında nasıl farklar yaratabileceğinize odaklanın; Uzun vadede sizi asıl besleyecek şeyin yapacağınız işin manevi sonuçları ve zorluklarla mücadele ederek elde edeceğiniz tatmin olduğunu hiç aklınızdan çıkartmayın. Yazan Burç Uygurmen HarwardBusinessReview . 1 DİNİMİZİN SAKINMAMIZI İSTEDİĞİ BAZI KÖTÜ DAVRANIŞLAR Yalan Söylemek ve Hile Yapmak Dinimiz kişiye ve topluma zararlı olan tutum ve davranışlara elbette izin vermez. Allah, insanları yalandan kaçınmaya ve doğru olmaya çağırır. Nitekim Kuran'da şöyle buyrulmaktadır ''... Yalan sözden kaçının!'' , ''...Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!'' 2 Yüce Allah, doğruluğu, adaletle hükmetmeyi, yalan ve hileden uzak durmayı herkesten istemektedir. Peygamberimiz de doğruluğa sarılmayı emretmektedir .0, doğruluğun iyiliğe, iyiliğin de cennete; yalanın kötülüğe, kötülüğün ise, cennetten mahrum edeceğini Bu demektir ki, insan, yalan söylemeyi alışkanlık haline getirirse, kötülüklere yakın olur. Bunun sonunda da cezalandırılır. Aklını kullanan herkes, yalan ve hilenin ne kadar kötü olduğunu bilir. Ancak, aklını iyi kullanamayanlar, yalan ve hile ile elde ettikleri geçici yararları kar zannederler, halbuki, onlar zarar etmişlerdir. Gıybet ve İftira Gıybet, bir kimsenin yüzüne karşı söylendiğinde üzüleceği eksiklerini ve hatalarını arkasından konuşmaktır. Dinimizde, başkalarının gıybetini yapmak kusurunu aramak yasaklanmıştır. Bu konuda Yüce Allah, Kuran'da şöyle buyurmaktadır ...Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin...''1 iftira ise, kelime anlamıyla bir kimseyi yapmadığı bir kötülükle suçlamak demek tir. iftira etmek ahlaksızlıktır. 0, ne insanlığa, ne de Müslümanlığa sığar. iftira edenler zulme yol açar, kötülüğe alet olurlar. iftira etmek, aynı zamanda, kul hakkı almaktır, Kul hakkı alanlar, başkalarının "ahını alırlar. Onlar da mutlaka karşılığını görürler. Hırsızlık Hırsızlık, sözlükte "kendine ait olmayan bir şeyi çalıp, kendine mal etme işi" di ye tanımlanmaktadır. İslamiyet, her ne şekilde olursa olsun, bir kimsenin başkasına ait mala el uzatmasını yasaklamıştır. Bu bakımdan, hırsızlık, çalıp-çarpma, gasp, haksız kazanç, rüşvet, hileli kazanç, eksik tartı ve ölçü hepsi haramdır. Başkalarının kapılarını dinlemek, evlerinin içini gözetlemek de göz ve kulak hırsızlığıdır. Öğrencilerin kopya çekmesi de haksız kazançtır, bir başka çeşit hırsızlıktır. Kopya şahsiyeti zedeler, kişinin kendine güvenini yitirmesine yol açar. Kıskançlık Kıskançlık yani haset, bir arkadaşımızın veya başkalarının başarılarını çekememektir. Onların yaptıkları, başardıkları işler karşısında eziklik duymaktır. Başkalarının üstünlüklerini çekememek, kötü bir huydur, ruhsal bozukluktur. çoğu kıskanç kişiler, bazen çılgınca işler de yapabilirler. Kıskançlık, onları saldırgan yapar. Yahut kıskandığı kişiye akıl almaz zararlar vermesine yol açar. Ama sonunda yine de kıskanç olan kişinin kendisi zarar görür. Kuran’ı kerim, kıskançlığı reddederken, aç gözlülükten korunmuş kimselerin gerçek mutluluğa ulaşacaklarını bildirir. 2 Başkalarını kıskanmamalı, onlara imrenmeliyiz. imrenmek, onların iyi hallerine özenmek demektir. imrenilecek insanları da takdir etmek gerekir. Ahlak açısından buna "gıpta etmek" denir. Peygamberimiz de bunu teşvik etmiştir. insan gıpta ederek yükselebilir. Alay Etmek İstihza yani alay etmek, bir insanı hor görmedir yahut bir insanla söz, yazı veya hareketle eğlenme, onu aşağılama demektir .Alay etmek, İslam hoş görmediği davranışlardandır. Alay etmek de ruhsal bir rahatsızlıktır. Yalancılık gibi, kıskançlık gibi alay etmek de insanı içten içe çökertir. Alay ettiği kişilerin düşmanlığını çeker. Herkes ondan uzak durmak ister. insan kendini büyük görmezse, alay etme alış kanlığından kurtulabilir. Bunun gibi insan kişiliğine saygı duyarsa, yine bu hastalık tan kurtulabilir . Büyüklenmek Kibir Kibir, kelime olarak büyüklük, büyük olma, kibirlenme, büyüklük taslama ve kendini başkalarından üstün tutma gibi anlamlara gelir. Kibir, İslam'da kötü huyların başında gelir. Tehlikeli bir davranış olan kibir, insanlar arasında kin doğurur. Toplum sal uyuşma ve kaynaşmayı baltalar, dostların gönüllerine nefret sokar. Zira kibirli in san, kendisi için sevip istediğini öteki Müslümanlar için istemez. Kibirde benlik iddi ası bulunduğundan böyle birisi alçak gönüllü olamaz. Bundan dolayı kibiri ve kibirli insanı hiçbir din hoş görmez. Büyüklenen, böbürlenen kişi, hem çevresinde hem de toplumda sevilmez. Çünkü böyle bir kişi, herkese tepeden bakar. Kendi dışındaki in sanları hakir görür. Hep kırıcı ve yıkıcı bir tavır içinde olur. insanlar arasında büyüklenen, böbürlenen kişileri Yüce Allah, şu şekilde uyar maktadır. "...Yeryüzünde böbürlenerek yürüme..." 1 Yine Kuran'da Allah, "...0 Allah büyüklük taslayanları asla sevmez." 2 buyurarak, kibirlileri sevmediğini belirtmektedir . Kötü Zanda Bulunmak insanlar, kusursuz değildir. Bazen en yakın dostumuz bile, bize karşı kırıcı ve incitici davranışlarda bulunabilir. Ancak bu gibi olayları büyütüp o dostumuz hakkın da kötü zanda bulunmamız, dostluk bağlarını koparabilir. Bu doğru bir davranış değildir. Yüce Allah, değil kötü zan, hatta zandan bile kaçınmak gerektiğini Kuranıkerim’de şöyle belirtmiştir; "Ey iman edenler! Zandan çokça kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin." 3 Burada kaçınmamız istenen zan, kötü zandır. Ancak iyi zanda bulunmak gerekir. Aksi halde Allah'ın sevmediği davranışı yapmış oluruz. Gerçek mümin, kendisine karşı yapılan her kırıcı ve incitici davranışlara karşı kötü zanda bulunmamalıdır. Mümin dostlarını hemen terk etmemelidir. Çünkü dost kazanmak zor; ama kaybetmek kolaydır. Başkalarının Özel Hayatını Araştırmak İslam, Özel hayatın gizliliğine saygı duyar. Onun açığa vurulmasına karşı çıkar. Özel hayatın gizliliğinin korunmasından yanadır. Nitekim Kuran’da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır "Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere geldiğinizi fark ettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu, sizin için daha iyidir; herhalde bunu düşünüp anlarsınız. Orada kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size "Geri dönün!" denilirse hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha temiz bir davranıştır. Allah yaptığınızı bilir." 4 Anne, Baba ve Büyüklere Saygısızlık Dinimiz, Allah'a kulluktan sonra, en önemli görevin ana ve babaya iyi davranmak olduğunu bildirir. Bu hususta Kuranıkerim’de şöyle buyrulmaktadır "...Onlara "öf" bile deme..." 5 Bundan dolayı onlara iyi davranmalı, istedikleri her şeyi yapmalıyız. Onların gönüllerini kırmamalı, onları hoşnut etmek için özen göstermeliyiz. Ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Bu bize, büyük bir manevi destek verir. Annemiz, babamız, öğretmenlerimiz gibi büyüklerimiz, bizim hayata daha iyi ha zırlanmamız için bize yol gösterirler, örnek olurlar. Bize iyi, dürüst olmayı öğretirler. Kötülere ve kötülüklere karşı bizi hep uyarırlar. Bütün bunlardan dolayı onlara saygı duyarız. 2. DİNİMİZİN SAKINMAMIZI İSTEDİĞİ KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR Alkollü İçki İçmek Alkolün bedende yaptığı yol açtığı çok çeşitli hastalıklardan başka, ruhsal bir takım zararları da vardır. Onun ruhi zararları daha çok, zihin, dikkat, bilinç ve irade üzerinde görülür. Ayrıca ümitsizlik ve karamsarlık doğurur. Trafik kazaları, cinayetler, aile kavgaları ve hukuka aykırı her çeşit eylemde alkolün etkisi görülür. Ayrıca ruh ve akıl hastalıklarında da alkolün etkisi unutulmamalıdır. Bireysel ve toplumsal zararlara yol açan alkollü içkiyi dinimiz de açık hükümlerle yasaklamıştır. Kuran’da içkinin yasaklanması aşama aşama gerçekleşmiştir. En sonunda Yüce Allah, şöyle buyurmuştur "Ey inananlar! içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi olan pisliklerdir. Bunlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz." 1 İslam içkiyi yasaklamakla akla önem vermiştir. Çünkü alkol, aklı baştan alır. Aklın kontrolünü kaybetmesine yol açar . Uyuşturucu Kullanmak Uyuşturucu alışkanlığı, bir hastalıktır. Bu kötü alışkanlık ve hastalığın nedenleri de çeşitlidir. Bunlar arasında insanın zaafları, sorumluluktan kaçışı, eğitimsizlik sayılabilir. Ayrıca, insanların birbirini olumsuz yönde etkilemeleri ve kötü çevre şartları, Lükse ve gösterişe dayalı yapay hayatın verdiği tatminsizlik, manevi boşluk, ide al yoksunluğu, fakirlik ve yalnızlığın verdiği çaresizlik gibi hususlar da bu hastalığın nedenleri arasında gösterilebilir . İslam, aynen içkiyi yasakladığı gibi uyuşturucu madde kullanımını da kesin bir ifadeyle yasaklamıştır. Zira, Kuran’da geçen içki yasağı, sarhoşluk veren, insanın akli ve ruhi dengesini bozan bütün katı ve SIVI maddeleri kapsar .Nitekim beden ve ruh sağlığını bozduğu, sarhoşluk ve uyuşukluk verdiği için uyuşturucular da dinimizce yasaklanmıştır. Kumar Oynamak Dinimizin bizden sakınmamızı, uzak durmamızı istediği alışkanlıklardan birisi de kumardır. Nitekim alkollü içki konusunda metnini verdiğimiz ayette Yüce Allah, kumarın ve falcılığın da yasak olduğunu belirtmiştir. İslam, kumarın herhangi bir şeklini belirtmemiştir. Bunu yaparken onun anlamını ve doğuracağı sonuçları göz önüne alarak yasaklamıştır. Şekli ve metodu ne olursa olsun, kumar, haramdır. 3. KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR NASIL BAŞLIYOR? Bugün yapılan pek çok araştırmada kötü alışkanlıkların, nedenleri üzerine önemli bulgular elde edilmektedir. Buna göre merak, en başta gelen nedenlerdendir. Sonra kötü alışkanlık edinmiş kişilerle kurulan arkadaşlıklar gelmektedir. Bunlardan başka, can sıkıntısı, stres, ailedeki huzursuzluklar gibi gerekçeler bu kötü alışkanlıklara sürüklemektedir. 4. KÖTÜ ALIŞKANLIK VE DAVRANIŞLARDAN NASIL KORUNALIM? Önce kötülüğün zarar verdiğinin bilincine ermeliyiz. Bu bilinç ile bunlara başlama ve alışma nedenlerinden uzak durmalıyız. Bunun için merak ile de olsa dinimizce yasaklanan davranışları yapmamız gerekir. Olabildiğince bu alışkanlık ve davranışlardan uzak duran kişilerle arkadaşlık kurmalıyız. Ayrıca bunların yapıldığı, kötülüklerin yeşerdiği ortamlardan uzak durmalıyız. Özellikle hem kendimizin hem de dost ve yakınlarımızın böyle ortamlara girip çıkmalarının önüne geçmeliyiz 5. KÖTÜ DAVRANIŞLAR KARŞISINDA DUYARSIZ KALMAYALIM Her insan, içinde yaşadığı toplumun üyesidir. Her birey, üyesi olduğu toplumun yerleşik düzenine uymalıdır. Unutmamalıyız ki toplum dışındaki insan tek başına ne yaşayabilir, ne de medeniyet kurabilir. Bundan dolayı ailenin, okulun, çarşının ve çevremizdeki her şeyin dirliğine, düzenine sahip çıkmalıyız, onları korumalıyız. Onları bozanlardan olmamalıyız. Hatta bu da yetmez; medeni cesaret sahibi olmalıyız. Kötü davranışların sahiplerini uyarmalıyız. Peygamberimiz de kötü davranış karşısında bir Müslüman’ın nasıl davranacağını şöyle dile getirmektedir ''içinizden her kim, çirkin bir davranış veya hoş olmayan bir şey gördüğünde, onu eliyle değiştir sin. Bunu eliyle değiştirmeye gücü yoksa, diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmiyorsa, gönlünde o şeye veya harekete buğzetsin tepkisini canlı tutsun...'' Böylece peygamberimiz, kötü davranışlar karşısında suskun kalmamamız gerektiğini açıkça belirtmektedir. Bu tutum, ayrıca sorumlu bir vatandaş davranışıdır. 6. BAŞKALARINA ZARAR VERMEK KUL HAKKI YEMEKTİR Biz kendimize nasıl zarar verilmesini istemiyorsak, başkalarına da zarar vermemeliyiz. İslam dini, insan haklarına saygılı olunmasını emreder. Bunu yaparken, haksızlık yapmayı da yasaklamıştır. Kul hakkı kavramı ile ifade edilen, başkalarının hak ve hukukuna saygı, Kuranın ve hadislerin üzerinde durduğu hususlardandır. Birinin işini engellemek, aleyhinde konuşmak; malını çalmak kul hakkı tanımamaktır. Bunun gibi güçlünün zayıfı ezmesi ve başkasına iftira atması da böyledir. Bunların yanında gözün gördüğü ve canın çektiği bir yiyecekten göreni faydalandır Mamak da, kul hakkına saygısızlıktır. Bunlardan başka devletin malını çalmak veya yemek, milyonlarca vatandaşın hakkını yemektir. Aldığı ücretin, maaşın karşılığı kadar çalışmamak da kul hakkı yemektir .Haksız kazanç sağlamak, topluma ait şeylerden çalmak, insanlara zarar vermektir, yani kul hakkı yemektir.

dinimize göre hayatın amacı nedir